Deniz usul usul çarpıyor kıyılara. Güneş gözlerimi alıyor. Ufukta gördüğüm silüetler... Kim bilir kimlere yuva, hangi düşüncelere çatı? Bilemiyorum.
Kafamı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum. Baş döndürücü bulutlar, ufukta sarıya çalan mavi gökyüzü, mavinin denize yansıma... Hepsi var oluyor gözüm önünde, her düşünce anlam kazanıyor zihinde. İnsanlar hayatın telaşesinde... Kimsenin bir nefes alıp dinlenmeye vakti yok gibi geliyor izledikçe. Bense yalnızca kafamı kaldırıp derinliğiyle başımı tatlı tatlı döndüren gökyüzüne bakıyorum. İnsanlar bazen beni görüyor. Kimsenin bakmaya tenezzül etmediği yüzümle gülümsüyorum. Şaşkın bakışlar tekrar yola çevriliyor, hayatlarına devam ediyorlar. Kimse kafamdan geçen düşünceleri merak dahi etmiyor. Tekrar gökyüzünü izlemeye koyuluyorum.
İçimde diyaloglar kuruyorum. İnsanlarla konuşuyorum, kafamın içinde. Benden haberi dahi olmayan insanlarla birçok şey paylaşıyorum zihnimde. Bakışlarımı gökyüzünden ayıracak oluyorum. İnsanları görüyorum. İnsanları gündelik hayatlarını yaşarken izlemeyi seviyorum. Herkes olduğundan farklı görünüyor. Sanki bir maraton var ve herkes koşturmak zorundaymış gibi. Kimse kim olduğunu düşünemeyecek kadar meşgulmüş gibi.
Tüm bu hislerim yalnız 1 saat sürüyor. Belki yarım saat, belki daha az... Bazen saniyeler içinde tükeniyorum. Kalkıp tekrar kalabalığın içine karışıyorum. Maratona tekrar giriyorum. İnsanlara baktığım gibi kendime de dışardan bakmayı bırakıyorum. Sanki benim de sorgulayacak vaktim kalmıyor. Sanki ben de artık kim olduğumu bilemiyorum.
Şimdi sadece müziğin sesini duyuyorum ve kalabalıkta biri ile göz göze gelmemek için yalnızca başımı eğiyorum. Yolu izliyorum. Yolun nereye çıkacağını bilmiyorum. Diğer insanlar gibi...