"Mesafeler birleştirdi bizi bir de sözler
Razı olma hiçbir sessizliğe
Biliyorsun seni seviyorum
Pencereden bakmayı
Öğreteceğim sana
...
Niçin güvenmiyorsun bana ? "
Yağmurun sesi zihnime doluyor. İnsanlar işe gitmek için yataklarından kalkıyor, dışarıdaki rüzgar insanların uykusuz göz kapaklarından geçiyor. Sonra eserek içtiğim sigaranın dumanını dağıtıyor gökyüzüne. Onlar yataklarından ayrılıyorlar bense yüzyıllardır ayaktayım sanki. Dışarıda esen rüzgara inat edercesine benim göz kapaklarım asırlardır kapanmıyor. Uyuşuyor bedenim. Benim kirpiklerime yıllardır rüzgarın eli dahi değmedi Rıfkı.
Sessizce izliyorum penceremden. Hep yaptığım gibi yalnızca izliyorum. Sabah olur, gece yalnızca bir kaç insanın ayaklarıyla ezilen asfalt onlarcasını karşılar bu kez. Koşuşturma başlar. Basit insanlar hep koşturma içinde olurlar. Onları izlemek bana hep yeni şeyler öğretir. Eksiklerini görmek ve neden aynı olmadığımızı sorgulamak... Sessizce kapadım penceremi.
Diğerleri için günün rutin koşuşturması başlarken benim yalnızlığım biter. Uzanırım yatakta, üstelik sen de olmuyorsun yanımda. Gözlerimi kapadığım anda dışarıdaki kaostan daha fazlası yaşanır içimde. Bak şimdi iki kişiyim işte. Bir ben varım, bir de zihnim. Her şey çift yaratılmış bu dünyada. İnsan beden ve ruhtan, zihin bilinçaltı ve bilinçdışından, hayvanlar dişi ve erkekten, gün gece ve gündüzden... Üstelik her olayda iki sonuç doğurur. Ancak dallanarak olasılıkları artırır kararlarımız. İşte bu olasılıkların hepsini yönetme ve hepsine sahip olma duygusu bizi bu ikiliğe hapsediyor. Koca evrenin kendi için yaratıldığını düşünür insan hep. Oysa evreni kendi içimizde taşıyan karmakarışık bir organizmadan başka bir şey değiliz. İşte bu yüzden hiçbir eşyanın ve insanın değeri yok gözümde. Yalnız düşünceler Rıfkı, yalnızca fikirlere sahibim. Koca evrende ait olduğum tek bir gerçeklik var : zihnim. Yine kaldım yalnız...