4 Kasım 2020 Çarşamba

Bilginin Gücü.

     Bilginin devasa gücü altında eziliyorum. "Memleketin ancak okuyup yazmakla kurtulacağına inananlardanım." der Reşat Nuri ve her açıdan haklı da. İnsanların yaptığı gibi okuduğum her kitapta, şiirde kendimden bir parça bulmak isterdim. Ancak öyle olmuyor her zaman. Okuduğum her kitapta karakterlerin benliğine bürünüyorum. Yaşadıklarına şahit oluyorum, ilahi bir güçle. Anlatılan her olay ve olgu bedenimde yankılanıyor. Bundandır arkadaş olamam kurgulanmış karakterlerle. Bizzat yaşarım tüm hislerini içimde. Başka hayatlar tatmanın, bir kalbe dokunmanın verdiği masum merhamet duygusu... Sarılmış dört bir yanım.
     Eksik sevgi ve ilgi ile büyüyen çocukların kötü duygular besleyerek topluma zarar verdiğini okuduk yıllarca haberlerde. Geçmişi baskılayarak kendine kavuşamamış insanlar. Onları televizyonların başında yargılayan insanlara bak Rıfkı. Kaçı kendini tanıyor ? Kaçı evrenin sonsuzluğunu hayal etmeye çalıştı bugüne kadar ? İnsanlar her açıdan biraz bencildir Rıfkı.
     Bilirsin hiç gösterilmeyen sevgi, yetersiz ilgiden iyidir her zaman. Tek başına kalınca kendinden başkasına yönelemiyor insan. Kendini tanıma fırsatı buluyorsun. Ben bu köhne dört duvar arasında yıllarca kavga ettim kendimle. Duyduğum her şeyi sorguladım tıpkı kendim gibi. Sen ve ben yıllarca okuduk durduk bu evde. Ben öğrendim sen dinledin, sen yaşadın ben öğrendim. Kaç kişi dinler bu hissiyatı ? Her yeni bilgide, çalışan milyarlarca nöronun beyne nasıl etki ettiğini ? Kafatasımın içine hapsedilmiş şu bir kaç kiloluk beynin nasıl muazzam çalıştığını ? Uykumuzda dahi sonsuz kudretle ve azimli çalışıyorken tüm hücrelerimiz nasıl olurda insanlar kendilerine güvenemez ? Nasıl oluyor da kendi içinde yaşanan, sırrı çözülmemiş olayların sonsuzluğunu merak etmiyor insanlar ? Sanata ve bilgiye uzak kaldıkça gündelik hayatlar, rutin olaylar dönüyor etrafımızda. Bu kadar basit bir hayat için fazla karışık bedenim. Ruhun özgürlüğü karmaşayı çözebilecek tek denklemim.
     İnsanların basitliğinden sürekli kaçsam da anlatamadığım bir yakınlık var aramızda. İnsan insansız yapamaz nihayetinde. Bu çekim bana bir çok değerli insanı tanıttı. Hayatın ve evrenin getirdiği sorular kitaplarda saklıydı. Giyotine götürülürken okuyor olduğu kitabın arasına nerede kaldığınını unutmamak için ayraç koyan Antoine Lavoisier, ölüm anında kendisini öldürecek olan Roma'lı askerlere "Şekillerimi bozmayın." diyen Arşimet, sayıların sonsuz gücüne hayatı boyunca inanarak "Evrenin sırrını çözmek istiyorsanız benim yaptığım gibi sayılara gelin." diyen Cahit Arf, evreni koca bir hiç olmaya ve bunu sorgulamaya iten "Söylemekten korkuyorum, bu dünyada hiçbir şey yoktur." diyen Dimitri Mendeleyev ve niceleri... Oturup düşüncelerini her gece sorguladığımız bu insanlar çağının hep ilerisinde yaşadı Rıfkı. Düşüncelerin bu hayatta neleri değiştirebileceğini, evrenin sırlarını, hayatın gündeliğini daha da rutin ve kolay hale getiren buluşları, insanın nasıl güçlü bir varlık olduğunu... Tüm bunları yasalara, denklemlere, teorilere ve kitaplara sığdırdılar. Sence böyle büyük bir bilgi akışına sahipken içine kapılmamak ve çoğunlukla onu reddetmek, düşünmeden konuşmak bizden başka hangi türün sorunu olabilir ki ? 
     Bu düşünceler ve davranışlar, fikirler ve buluşlar her zaman bir kaç satıra sığmaz Rıfkı. Bazen insanlar bedeninin gücüyle yaptığı davranışların sonuçlarını ruhlarına sığdıramaz. Bu noktada iletişim için dil dışında yeni arayışlar çıkar ortaya. Bazen bir tebessüm, bir boya, bir sayı, bazense suskunluk... Hepsi sanatın arayışıdır. Ruhun sonsuzluğunun ortasında bulursun kendini. Başlangıcı ve bitişi olmayan bir yolda öylece kalınca tek başıma hep sığınırım sanata. Dilin yetmediği yerde resimlere, resmin yetmediği yerde şiire, şiirin yetmediği yerde müziklere, müzikler yetersiz gelince heykellere... Tüm bu kargaşa ve kaos dolu basit hayatın içinden sadece kendime dönük bir halde bir başkasından dinlemek, izlemek, okumak kendimi... Bazen ruhum bu bedene sığmıyor Rıfkı. Zihin ve algılarım ruhum ile aynı ivmede hareket edemedikçe kayboluyorum kendi benliğimde. Var olmanın garipliği düşüncelerimi engelliyor. Ben düşüncelerime bürünüyorum, onlarla bir oluyorum. Yaşadığımı en derin hücrelerimde dahi hissederken bu duyguyu yansıtmak ve bir iletişim haline getirmek yalnızca ellerimin harcı. Ellerim bir çok çizim yapıyor, heykeller ve yazılar oluşturuyor. Yazılarımın absürdlüğü kadar çiziklerimde karışıktır benim. Hobilerde böyle oluşmuyor mu Rıfkı ? İnsanın kendini anlatma çabası... Her ne kadar ölünce bu dünyada bırakacağım tek iz çizimlerim olacak desemde insanların ruhlarında yaşamaya devam edeceğime inanıyorum. Sonsuz bir evrende sonsuz bir güce ve ruha sahipken bedenim yalnızca bir araç bu dünyada var olmama. Pablo Picasso'nun dediği gibi 'Küçük bir çocukken annem bana şöyle demişti : "Eğer asker olursan general olacaksın, rahip olursan papalığa yükseleceksin." Ama ben ressam oldum ve Picasso olarak kaldım.' Ben yalnızca var oldum ve benliğimle kalakaldım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Perdeler ve Yaşam

Işık süzülüyor camdan odama. Dağınık eşyalar, loş bir ışık, karmaşık gökyüzü, kızıl gün batışı... Birazdan karanlık çökecek, evlerin ışıklar...