Tüm bu yabancılaşmanın sonucunda ben kendime daha da bağlanıyorum. Her konuşma sonrası kendimle yeniden tanışıyorum. Kendime yetebildiğim kadarım. Herkes beni mutlu sanıyor.
Şimdi sıyrılıyorum aralarından, suskunluğuma dalıyorum. Bazen seni arıyorum, bazen kitaplara dalıyorum. Kaç gece yüzyıllar öncesinden gelen insanlarla sohbet edip uyudum, tahmin edemezsin Rıfkı. İnsanlar bunu da anlamıyor. Herkesin kendini bıraktığı biri var, her geçen gün daha da bağlandığı birileri... Bense yüzyıllar öncesinde yasaklanan fikirlerin, doğruların yuvasından, insanların mektuplaşarak konuştuğu zamanlardan, yüzünü güneşe dönen ay çiçeğinin toprağından, tebeşirle tahtaya yazılan derslerin sıralarından, kimsesiz çocukların içinde doğan umuttan, geleceğin dayanılmaz korkusundan ilham alıyorum. Beni mutlu etmiyor bir çocuğun gülümsemesi, yeni bir çağ başlatıyor içimde ya da etkilenemiyorum yapılan bir iyiliğin haberinden. Hala gülmeyi öğrenememiş insnalar varken dünyada yapılan iyilikler mutlu etmiyor beni, daha fazlasına ihtiyacımız olduğunu görmek içimi burkuyor aksine. İlgilenemiyorum 21. yüzyıl ilişkileri ile, dayanamıyorum bazen duyduğum konuşmalara. Ben anlayış dedikçe onlar aşk diyor, ben başarı dedikçe onlar daha fazlası diyor, ben sadakat dedikçe onlar ilişki diyor, ben yalan dedikçe onlar beyaz diyor. İnsanlar her şeyi tersinden anlıyor Rıfkı. Ben tek başımayım diyorum yalnızlık diyorlar.
Tek başımayım çünkü etrafta beni anlayan insanları göremiyorum. Bana sevgiyi yeniden öğretecek kimseyi bulamıyorum dünyada. İçimdeki suskunluğa çare bulunan hiçbir muhabbet yok sanki dünyada. Ben varım diyorum onlar anlamıyorlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder