İnsanlardan kaçtıkça bilime, kendimden kaçtıkça sanata yaklaşıyorum. Her yalnız kalabalığımın sonunda yüzyıllar öncesinden gelerek bana ahlakı anlatıyor bir bilge. Döneminin en iyilerinden dinliyorum hayatı. Bazen öğrenmek bana yetmiyor. Kendi zihnimde var olmak bana çekici gelmiyor. Kağıt ve kalemlerleyiz şimdi. Aklım kadar çiziklerim de karışık. Her çizgi ruhumdan bir acıyı siliyor, her noktada bir güzelliği doğuruyor ruhum. Ben çizdikçe silinip yeniden var oluyorum.
Bazen kaçmak bile yetmiyor. Bu şehre sığamıyorum diyecek oluyorum. Kendimi ait hissedecek bir yer bile bulamazken bulunduğum yere sığamamaktan şikayetçi olmak büyük bir saçmalık gibi geliyor bana sonra. Düşündüklerimi yazdıkça ya da anlattıkça basitleşiyor cümleler. Oysa ne güzel anlatıyorum derdimi kendime. Bazen konuşmak bile gelmiyor içimden.
Gözlerimi kapatıp uzanıyorum. Pencerem açık. Odaya giren rüzgar bile değmiyor tenime. Zihnimde kayboluyorum. Düşüncelerim arasında dolandıkça bunalıyorum, gözlerimi açtığımda ise tüm ihtişamı ile gökyüzü karşılıyor beni. Rüzgarı hissetmeye başlıyorum, insanları izliyorum. Keşke çekip şu perdeleri tüm her şeyi görmezden gelebilsem, olmuyor. Ruhum gökyüzünü kucaklar gibi uzatıyor ellerini penceremden. Arabalar geçiyor, insanlar yürüyor, bulutlar hareket ediyor, dünya dönüyor... Tüm gündelik hareketlere karşı hareketsiz bedenim. Rutinleşen her olaya karşı duruyuor ruhum. Hayat tüm karmaşası ile penceremden el sallarken bana ben yalnızca duruyorum. Bazen nefes alamıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder