20 Aralık 2020 Pazar

"benim hüznüm yakasından eksik etmez çiçeğini"


   Çıkıp gelicem bir gün şu sevimsiz uykulardan. Belki bir gün diye başlayan her cümle keşke'ye dönüşmesin diye bütün çabam. Bilirsin Rıfkı, hiçbir zaman yaşanmamış anların verdiği o süresiz hüznü. İçimde bir ezilmişlik var, buna rağmen gökyüzüne dönük yüzüm. Nihayetinde her çiçek açmakla yükümlüdür. Bir gün solup gitse de mutlaka ıslanmıştır yaprakları yağmur damlalarıyla. Şimdi fotoğraflarda unutulan o gülüşlere, hatırlanınca dudaklara yapışan o buruk gülümsemeye özeniyor ruhum. Gülümsenecek bir an yaşanmamasına kırılmışım, sakince bekliyorum yağmuru.
   Çekmecede bırakılan bir mektup, masada yarım kalmış bir resim, yarısı içilmiş bir bardak su, kitaplara ayraç olmuş bir fotoğraf, açık pencereden sızan rüzgar... Devri geçmiş mektupların arasından sesleniyorum. Hüznüm buruk, sesim kısılmış. Şairlerin yarım bıraktığı şiirlerinde, balkonda içilen sigaraların küllerinde, okunmayan kitapların sayfalarında, sessizliğin köşesinde yaşıyorum ben hala. Yaşıyorum bir su birikintisinde görmek için şu gizlenmiş yüzümü. Perde takılmamış camların köşesinden izliyorum dünyayı. Ne de zor şimdi bakmak aynalardan yansımış şu görüntüye. Ne de zor geliyor bir fotoğrafta denk gelmek şu kendime. Sessizce kapatıp gözümü, utanıyorum solgun yüzümden. Artık yağmuru beklemek anlamsız geliyor, ıslanacak yaprak bulamadıkça şu toprakta...

"içime işleyen acıyı size değil
bir suya bırakmayı öğrendim
dal olmaktan vazgeçeli çok oldu
bu yüzden ne bir ağacım var
bana beden
ne de çiçek açacak benden"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Perdeler ve Yaşam

Işık süzülüyor camdan odama. Dağınık eşyalar, loş bir ışık, karmaşık gökyüzü, kızıl gün batışı... Birazdan karanlık çökecek, evlerin ışıklar...