10 Ocak 2021 Pazar

"yaşamın olmuş bir karanlık perde, tükendik savaşırken içimizde"

   En çok kalabalıklarda karşılaşıyorum yalnızlığımla. Sevginin zarar verdiği nadir insanlardan biriyim. Herkesin var bir bildiği, haklılığı... Kaçıyorum kalabalıktan, yalnızken sana sığınmak için. Kaçıyorum gürültülerden, sessizken seni duyabilmek için ve yine kaçıyorum herkesten sana sığınabilmek için. Ait olamıyorum hiçbir yere Rıfkı. Kaçtıkça anlıyorum, henüz var olmamış ait olduğum yer. Herkes mutlu karmaşık sevgilerinde, benim mutlu olduğum bir sevgi bahşedilmemiş henüz benliğime.
   İnsanlardan kaçtıkça bilime, kendimden kaçtıkça sanata yaklaşıyorum. Her yalnız kalabalığımın sonunda yüzyıllar öncesinden gelerek bana ahlakı anlatıyor bir bilge. Döneminin en iyilerinden dinliyorum hayatı. Bazen öğrenmek bana yetmiyor. Kendi zihnimde var olmak bana çekici gelmiyor. Kağıt ve kalemlerleyiz şimdi. Aklım kadar çiziklerim de karışık. Her çizgi ruhumdan bir acıyı siliyor, her noktada bir güzelliği doğuruyor ruhum. Ben çizdikçe silinip yeniden var oluyorum. 
     Bazen kaçmak bile yetmiyor. Bu şehre sığamıyorum diyecek oluyorum. Kendimi ait hissedecek bir yer bile bulamazken bulunduğum yere sığamamaktan şikayetçi olmak büyük bir saçmalık gibi geliyor bana sonra. Düşündüklerimi yazdıkça ya da anlattıkça basitleşiyor cümleler. Oysa ne güzel anlatıyorum derdimi kendime. Bazen konuşmak bile gelmiyor içimden.
     Gözlerimi kapatıp uzanıyorum. Pencerem açık. Odaya giren rüzgar bile değmiyor tenime. Zihnimde kayboluyorum. Düşüncelerim arasında dolandıkça bunalıyorum, gözlerimi açtığımda ise tüm ihtişamı ile gökyüzü karşılıyor beni. Rüzgarı hissetmeye başlıyorum, insanları izliyorum. Keşke çekip şu perdeleri tüm her şeyi görmezden gelebilsem, olmuyor. Ruhum gökyüzünü kucaklar gibi uzatıyor ellerini penceremden. Arabalar geçiyor, insanlar yürüyor, bulutlar hareket ediyor, dünya dönüyor... Tüm gündelik hareketlere karşı hareketsiz bedenim. Rutinleşen her olaya karşı duruyuor ruhum. Hayat tüm karmaşası ile penceremden el sallarken bana ben yalnızca duruyorum. Bazen nefes alamıyorum.

20 Aralık 2020 Pazar

"benim hüznüm yakasından eksik etmez çiçeğini"


   Çıkıp gelicem bir gün şu sevimsiz uykulardan. Belki bir gün diye başlayan her cümle keşke'ye dönüşmesin diye bütün çabam. Bilirsin Rıfkı, hiçbir zaman yaşanmamış anların verdiği o süresiz hüznü. İçimde bir ezilmişlik var, buna rağmen gökyüzüne dönük yüzüm. Nihayetinde her çiçek açmakla yükümlüdür. Bir gün solup gitse de mutlaka ıslanmıştır yaprakları yağmur damlalarıyla. Şimdi fotoğraflarda unutulan o gülüşlere, hatırlanınca dudaklara yapışan o buruk gülümsemeye özeniyor ruhum. Gülümsenecek bir an yaşanmamasına kırılmışım, sakince bekliyorum yağmuru.
   Çekmecede bırakılan bir mektup, masada yarım kalmış bir resim, yarısı içilmiş bir bardak su, kitaplara ayraç olmuş bir fotoğraf, açık pencereden sızan rüzgar... Devri geçmiş mektupların arasından sesleniyorum. Hüznüm buruk, sesim kısılmış. Şairlerin yarım bıraktığı şiirlerinde, balkonda içilen sigaraların küllerinde, okunmayan kitapların sayfalarında, sessizliğin köşesinde yaşıyorum ben hala. Yaşıyorum bir su birikintisinde görmek için şu gizlenmiş yüzümü. Perde takılmamış camların köşesinden izliyorum dünyayı. Ne de zor şimdi bakmak aynalardan yansımış şu görüntüye. Ne de zor geliyor bir fotoğrafta denk gelmek şu kendime. Sessizce kapatıp gözümü, utanıyorum solgun yüzümden. Artık yağmuru beklemek anlamsız geliyor, ıslanacak yaprak bulamadıkça şu toprakta...

"içime işleyen acıyı size değil
bir suya bırakmayı öğrendim
dal olmaktan vazgeçeli çok oldu
bu yüzden ne bir ağacım var
bana beden
ne de çiçek açacak benden"

13 Aralık 2020 Pazar

"yoldan aşağı yürüyorum, derinlerdeki hatıralar sonsuza dek geçmişe gömülüler."


     Açık kalmış pencereden dışarı sarkan perdenin sokak lambası altındaki gölgesini izliyorum. Kaç gece suratıma çarparak esen rüzgara kapılıp gitmek istedim, kaç gece şu siyah gökyüzünde kaybolmak istedim, bilemezsin. Dışarının sessizliğine ritim tutuyor kalbim. Sessiz gecelerden topla beni.
     Çalınmış duyguların eşiğinde, bekliyorum yeni bir heyecanın belirmesini. Sigaranın dumanına karışmak istiyorum, beynim ıssız bir çöl kadar durgun şimdi. Düşünemiyorum, hatırlayamıyorum, bir yere ait olamıyorum... Silinmiş acıların eşiğinden topla beni.
     Kararmış sonları izliyorum şimdi. Her sonun başlangıcındayım, mutlu bitmesi için bir şeylerin. Havaya karışıyor nefesim, kimse unutmazken geldiği yeri ben nereden geldiğimi dahi bilmiyorum. Koca bir belirsizlikte izliyorum seni, ruhuma kazınmış benliğini. Karanlıklardan topla beni.
     Aydınlığa kavuşmak, bulutlara dokunmak kadar uzak şimdi. Gece gündüze kavuşur, güneş doğar. Sokaklar aydınlanır, benim odama uzanmasa da aydınlığı... Odamın duvarları acırcasına bakar yüzüme. Sen yine de bekle beni. Trenlerin uğradığı son durakta, güneşin doğduğu ufukta, sessizliğin bittiği o anda ve karanlığın unutulduğu noktadayım ben. Düştüğünde toplamak için seni...

10 Aralık 2020 Perşembe

İnsanlar.

     Hüznümü bölebilir pencereden bakarken ansızın gördüğüm kedinin adımları. Geceme umut getirebilir kafamı kaldırdığımda gördüğüm ay'ın belirsiz ışıkları ve en nihayetinde beni üzmeye yeter gördüğüm bu sokak çocucuğunun çıplak ayakları. Ben seninle konuştuklarımı yalnızca sigara ve su içerken anlatabiliyorum kendime Rıfkı. Bazen hiç sesim çıkmıyor, susuyorum kendi içimde. Suskunluk ses tellerime ağır geliyor, insanlar anlamıyor. Ben yalnızım diyorum üzülüyorlar, ben hastayım diyorum acıyorlar, ben mutluyum diyorum sorguluyorlar, benim umudum var diyorum inanmıyorlar... Ben dillendirdikçe aksini söylüyorlar. Bense kendime yetiyorum. Sessizliği umuda kavuşturdukça bağırıyorum tüm o yolların sonunda. Hislerimle, duygularımla haykırıyorum. Onlar beni duygusuz sanıyorlar.
     Tüm bu yabancılaşmanın sonucunda ben kendime daha da bağlanıyorum. Her konuşma sonrası kendimle yeniden tanışıyorum. Kendime yetebildiğim kadarım. Herkes beni mutlu sanıyor.
      Şimdi sıyrılıyorum aralarından, suskunluğuma dalıyorum. Bazen seni arıyorum, bazen kitaplara dalıyorum. Kaç gece yüzyıllar öncesinden gelen insanlarla sohbet edip uyudum, tahmin edemezsin Rıfkı. İnsanlar bunu da anlamıyor. Herkesin kendini bıraktığı biri var, her geçen gün daha da bağlandığı birileri... Bense yüzyıllar öncesinde yasaklanan fikirlerin, doğruların yuvasından, insanların mektuplaşarak konuştuğu zamanlardan, yüzünü güneşe dönen ay çiçeğinin toprağından, tebeşirle tahtaya yazılan derslerin sıralarından, kimsesiz çocukların içinde doğan umuttan, geleceğin dayanılmaz korkusundan ilham alıyorum. Beni mutlu etmiyor bir çocuğun gülümsemesi, yeni bir çağ başlatıyor içimde ya da etkilenemiyorum yapılan bir iyiliğin haberinden. Hala gülmeyi öğrenememiş insnalar varken dünyada yapılan iyilikler mutlu etmiyor beni, daha fazlasına ihtiyacımız olduğunu görmek içimi burkuyor aksine. İlgilenemiyorum 21. yüzyıl ilişkileri ile, dayanamıyorum bazen duyduğum konuşmalara. Ben anlayış dedikçe onlar aşk diyor, ben başarı dedikçe onlar daha fazlası diyor, ben sadakat dedikçe onlar ilişki diyor, ben yalan dedikçe onlar beyaz diyor. İnsanlar her şeyi tersinden anlıyor Rıfkı. Ben tek başımayım diyorum yalnızlık diyorlar.
     Tek başımayım çünkü etrafta beni anlayan insanları göremiyorum. Bana sevgiyi yeniden öğretecek kimseyi bulamıyorum dünyada. İçimdeki suskunluğa çare bulunan hiçbir muhabbet yok sanki dünyada. Ben varım diyorum onlar anlamıyorlar.

4 Aralık 2020 Cuma

Ben Hariç Herkes.

"bir hastanenin ruhuma sinen kokusundan, şevki'nin hagi'den yediği golü anlattığı çorbacılardan, bekle geliyorum floresanı bozuk sınıflardan"

     Tüm acıların vardır elbet bir ilacı. Hastanenin soğuk, beyaz duvarları arasında yaşanmış bir kaç kasvet engelleyebilir nihayetinde dışarıda esen rüzgarın soğukluğunu. Ama hiçbiri benzemiyor içimde buzlarla kapladığım yangının acısına. Hangi söz yeter bilmiyorum uzun koridorlar yürüyerek çıktığım bahçede gördüğüm telaşı anlatmaya. Dört değil tam elli sekiz yanımdan saldırıyor ambulansın ışıkları, insanların bağırışları, hemşirelerin koşuşturmaları, hastaların bayılmaları, serumların kokuları, sedyenin yastıkları... Kafamı kaldırıyorum, her şeye inat edercesine sakin ve temiz gökyüzü, sanki hak verirmişçesine dolu bulutlar. Yağmur yeni başlamış, esen rüzgar yüzüme çalıyor önümdeki yağmur damlalarını. Zemin ıslanıyor, bahçeki toprak ıslandıkça gelen toprak kokusu tüm asfaltın çirkinliğini bastırıyor. Çardaklarda sigara içen insanların boş bıraktığı banklar hüzünle bakıyor sanki. Hastanenin binası sevimsiz ve çelimsiz uzanıyor gökyüzüne. Hastane içinde ve dışında nasıl da farklı hissediyor insan. İçerinin kasveti yavaşça siliniyor sanki. Gökyüzü huzur veriyor. Çimenler ve ağaçlar kımıldıyor. Uzaklaştıkça sesler azalıyor. Hastalığın getirdiği yorgunluk ve ilaçların tadı her adımda yok oluyor sanki. İçimdeki yangına buz basıyorum. Her hastalık sonrasında ve attığım her adımda yeniden doğuyorum sanki.
     Ve tüm maçların vardır elbet bir heyecanı. Kahvehane önünden geçiyorum bisikletimle. Bir, iki, üç belki on iki kez. Heyecanla bekliyorum içeride oynanan oyunların bitmesini. İçerde konuşulan muhabbetleri dinliyorum geçerken, çayın demi gözüme çarpıyor. Duvardaki tablo, çalan arabesk müzikler, içilen çaylar, evde bekleyen çocuklar... Kimi maçtan konuşuyor, kimi askerlikten, kimi suskun hep, kimi dalgın... Sonunda içlerinden çıkıp geliyor amcam. Hadi maç başlayacak artık diyip okşuyor başımı. Sonra dimdik omuzlarıyla, korkusuz bakışını da takınıyor yine yüzüne. Bu bana her seferinde güç veriyor.  Aylar öncesinden belirlenmiş takvim, haftalar öncesinden yaşanmış heyecan. Maçın başlamasına çok az kala açıyorum tüplü, eski televizyonu. Evdeki herkes kızgın bize; kimi dizisini kaçırıyor, kimi futbolu saçma buluyor. Heyecanımı saklayamayarak izliyorum amcamı, yüz ifadesi hiç değişmeden içiyor sigarasını. Bu bana her seferinde gurur veriyor. Sonunda maç başlıyor ve bitiyor. Amcam bana dönüp gülümsüyor, söz veriyor her seferinde "Ben seni o stada götürücem." Stadın yolunu hiç öğrenemedim ben. Bu bana hep hüzün veriyor. "Bu hale tercüman, yıkılmış Ali Sami Yen..."
     Ve tüm sınıfların vardır elbet anısı. En arka sırada, duvara yaslanmış oturan ve ders boyunca yanmayan floresanı izleyen benim. Sınıf sıraları ardı ardına dizilmiş, duvarlar çizilmiş... Herkes uzak benden, kimse tanımıyor kimseyi. Sessizce sadece bekliyorum. Sıkıldıkça resim çiziyorum. Bazen zil çalıyor, öğrenciler gidip geliyor ben sadece karton bardakta çay içiyorum. Bir arkadaş bulana kadar yalnızlığımla baş başayım. Koca bir dönemi deviriyorum, tüm kargaşa ve sorunlardan uzak. Sınavları başaramıyorum, derslerde uyuyorum. Herkes kesiyor benden umudu, herkes ve annem... O gün uyanıyorum derste uyuduğum o uykudan ama derste yine gözüm takılıyor o bozuk floresana. Yeminler ediyorum kendime. Arkadaşlar ediniyorum, artık sırada tek oturmuyorum. Koca bir dönemi daha deviriyorum, bu sefer her şey takdire şayan. Herkes mutlu halinden, herkes ve annem... Bir sonraki gün fark ediyorum değiştirmişler floresanı. Yine herkes mutlu halinden, ben hariç herkes...

30 Kasım 2020 Pazartesi

Sokak.

     Bir bilinmezin içindeyim. Sıyrılmışım rutinlerden, köşebaşında bekliyorum. Rastgelebilmek için bir sokak hayvanına. Olur ya eve yalnız yürümem düşüncesiyle. Dönüyorum köşeleri, kafamı kaldırıyorum. Denk gelebilmek için dolunayın ışıltısına. Olur ya yürürken tek başıma kalmam düşüncesiyle. Eğiyorum kafamı, beynim binlerce gürültü içinde... Kayboluyorum. Şehrin ışıkları, asfaltın gürültüsü, kaldırımların ağırlığı, mahallenin esnafı, gecenin karanlığı... Yalnızca yürüyorum. İçimde binbir endişe, delinmiş uyku, ürkütücü telaş, bitmeyen bir şeyler var. Gitmiyor adımlarım, evin yolunu uzatıyorum. Caddenin iki yanında kepengi kapalı dükkanlar dizilmiş, arabalar seyrekleşmiş, ışıklar sayıca azalmış, insanlar evlerine çekilmiş. Aralarında dolaşıyorum, apartmanlar büyüyor. Balkonu olan evleri izliyorum. Sokak lambası gözümü alıyor her bakışımda. Kendi sessizliğime tahammül edemeyecek oluyorum, yavaşlıyor hücrelerim, adımlarım. Bacaklarım sızlayana kadar yürüyorum. 
     Beynime bir ağrı saplanıyor şimdi. Silinmiş tüm gerçekliğim. Adım atıyorum ama yürüyor muyum dikili duruyor muyum belli değil. Yıkıldım yıkılıcam sanki. Ya ben yığılıcam şu soğuk kaldırım taşlarına, ya üstüme çullanacak şu beton binalar. Konuşamıyorum sadece yürüyorum. Yok olmayı deniyorum, var olamıyorum. Tüm düşünceler beynime nüfuz ediyor sanki bana ihanet etmek istercesine. Artık göremiyorum yol uzun mu yoksa kısa mı. Elimle boşluğu yokluyorum, bir duvara yaslanıp soluklanıyorum. Aldığım solukla ciğerlerim yeni bir yaşam başlatıyor sanki. Gözümün önündeki karanlık kalkıyor, ayaklarım sendelemeyi bırakıyor, başım artık dönmüyor, kulağımdaki uğultu siliniyor. Yavaş yavaş fark ediyorum titremem diniyor. Soluklanıp bakıyorum kendime. Herhangi bir hissiyat yok içimde. Hissedemeyecek kadar yorgun bir haldeyim. Gece çökmüş enseme. Devam ediyorum yürümeye. Yürüdükçe açılıyor zihnim, evimi arıyorum. 
     Gece saat 2. Sokak lambası altında sigara içiyorum. Hiçbir düzene ait olamadım, hiçbir kelime tanımlamaz beni. Geceye karışmakta nefesim, ben bu şehirde yalnızca bir gölgeyim.

26072017

çimenlerde uzanıp gökyüzünü izlemeyi seviyorum. sanki bi halkın devleti sonlandırması, bir sokak köpeğinin sahiplenilmesi, bir gencin inandığı şeyleri gerçekleştirmesi, bir yoksulun tüm şehre hakim olması, bir işçinin çocuğu ile doyasıya tatil yaşaması gibi. istenilen ama hissedilemeyen mucuzevi bir olayı gerçekleştirmek gibi. imkansızı başarmak gibi. bugün yeni bir imparatorluğa kucak açıyorum, uçurumdan uzaklaşıyorum, derinlere inip kendimi arıyorum. bir an için koskoca evrende tozdan farksız şu dünyadan, atmosferden çıkıpta yeni galaksilerde yeni yepyeni bir hayata hazırlanmaya başlıyorum. dinle bak, bu kocaman bir yolculuğun hikayesi. bedenen hala o çimlerdeyim. çimlerin ıslaklığı kıyafetlerimde yalnızlığın el sürmediği noktaları ıslatırken ruhumun kanat açmadan uçmaya başlayıp kendini aradığını hissedebiliyorum. bir uçak belki bir kuş, dünyaya ait bir somut bir kavram gördüğümde, gökyüzüm bölündüğünde kapatıp gözlerimi derin bi nefes alıp açıyorum. tüm dertlerim, benliğim, ruhum, bedenim, yaşadıklarım, geçmişim, geleceğim, kaygılarım, sevdiklerim, hislerim... hepsi tek bir nefeste siliniyor işte. hepsi gökyüzüne bakıp aldığım tek nefeste yitiriyor yaşamını ve ben huzuru tadıyorum. tek başıma ve hangi koşulda olursam olayım huzur gökyüzü kadar yakında. 

Perdeler ve Yaşam

Işık süzülüyor camdan odama. Dağınık eşyalar, loş bir ışık, karmaşık gökyüzü, kızıl gün batışı... Birazdan karanlık çökecek, evlerin ışıklar...